içinde , ,

Soylamalar ve 13. Boy – Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderha’yı Öldürmesi

Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi

(Türkistan/Türkmensahra nüshası s. 48, satır-7) Kayser Salur ayası, dumanlı dağ börüsi, Salur igi, Eymür sevinci, Dulkadir delisi, Bayındır Padişah’ın vekili Kazan der:

“Beylerimle ala karlı, gök sümbüllü dağlara
ava gitmiş, içer idim. Serhat beylerinden ulak geldi:

-Kazan ne içersin? On bin düşman üstüne geliyor. On bin düşman geldiğini işitince kollarımı kavuşturup, ak
otağ içindeki evime girdim.

-Yirmi bin düşman geliyor, deyince, yerimden kımıldamadım.

-Otuz bin geliyor, deyince, (s. 49) hiçe saydım.

-Kırk bin geliyor, deyince, kara gözümün ucundan sert baktım, çekinmedim.

-Elli bin geliyor, deyince, el verip elleşmedim, ‘azdır’ dedim.

-Altmış bin geliyor, deyince, Allah’ı andım, atlanmadım.

-Yetmiş bin geliyor, deyince, yeltenmedim.

-Seksen bin geliyor, deyince, ürpermedim.

-Doksan bin düşman geliyor, deyince, arkaya doğru kaydım, zırhımı giydim.

-Yüz bin düşman geliyor, deyince, yüz çevirip gitmedim, akarsudan abdest aldım, alnımı yere koyup namaz kıldım. Muhammed’i yaratan bir Cebbar’a bağlılığımı bildirip; ‘Ya Muhammed! Ya Ali, medet!’ dedim.

O günde kimleri öncü süvari birliği başı yaptım; Adabasa yerinde, heybetiyle yer titreten, hasmına sert baktığında yürek yaran, aç aslanın ciğer, bağrını kara sac içinde kavurup yiyen, çaya girse çalımlı, kara kartal erdemli, avcı kuşun çeviği, Türkistan’ın direği, Halep hanı, iki yaylı hadeng (s.50) oklu, Kara Göne yavrusu Kara Budak’ı öncü birliği başı yaptım.

Sağdan kimi saldım; Bayındır Padişah için Biçen Padişahına elçi giden, vardığında Alay Han ile Bolay Hanı alt
eden, Kıl Barağın başını kesen, geri dönerken kaplan yatağı geçidinde dayısı Konur Alp’in boynunu vuran, al
aygırı, Padişah Bayındır’ın hediyesini kapan, savaş meydanlarının çiçeği, avcı başı Han Afşar’ı sağdan saldım.

Soldan kimi saldım; kızılca Tebriz’den dökülüp göçen, Aras ve Kür suyunu yarıp geçen, Demir Kapı Derbend’i
tepip alan, teptiğinde mızrağı ucunda er böğürden, Kumuklu’nun ödünü yaran, Şah Dağı üstünde gölgeliğini geren, Samur Suyu üstünde içki kuran, kara kış gününde Kabal’dan taze elma alıp gelen, Pamukçunun on dört köyünden haraç alan, Mangışlak’a talan salan, (s. 51) Tabasaran Sultanı yirmi dört bin yiğidin başı Kıyan Oğlu Deli
Dündar’ı soldan saldım.”

Kazan der: “ Kendim dipte durdum. İç Oğuz beylerini sağdan saldım,

Dış Oğuz ağalarını soldan buyurdum. Alagöz’ün ağzında, Şerencana düzünde yüz bin kâfire karşı geldim. Rakip
tuttum, savaş yaptım, yedi gün yedi gece o kâfirlere kılıç çaldım. Yedi günden sonra etrafıma baktım, yedi kâfir
kılıcım karşısında vuruşmaya girişmeyince yüz bin kâfirin kırıldığını ondan anladım. Aras ve Kars Kalesi’ni o seferde aldım. Başı Açık’tan esir aldım.

Akça Kale Sürmeli’de Lala Kılbaş’ı Daruga (Yönetici) yaptım. Beylerle Serhab Dağı’na seyre çıktım. Keyfimin
yerinde olduğu sırada altı bey oğluna tuğra ve nekkare verip, kendim gibi bey yaptım.”

Kazan der: “O anda bile alpım, erim diyerek övünmedim.”

Bir gün âdemler evreni, İslâm dini kuvveti, Konur atlı, Salur iği, Eymür’ün sevinci, Dulkadir delisi, Savalan Dağı yaylaklı, Sarıkamış kışlaklı, seksen bin er heybetli, kara çeliğin keskini, sürcidanın (mızrağın) çeviği, sahar okların temreni, Azerbaycan lengeri, Padişahın vekili, Ulaş Oğlu Kazan, kara yazın en sıcak günlerinde ava çıkmış, tazısıyla av arıyordu. Ördekleri ürküttü, ala parsları kükretti, üç yüz yiğidi alıp, Ak Minkan’a ava gitti. Ak Minkan’da av avdı, kuş kuşladı, ikindi zamanı dedi ki:

“Beylerim, kimse benimle gelmesin, hepiniz orduya geri dönün. Ben yalnız başıma bir av avlayıp gelirim.”

Askerlerini gönderdikten sonra, Kazan, Konur atının üstünde Ak Minkan’ın tepesine geldi, karanlık bastı. Bu kadar yol gelmesine rağmen bir şey avlayamadı.

Perverdigâr’a el açıp; “Ben beylerimden bir av avlarım diye ayrıldım. (s. 53) Bir av avlayayım, yurduma avsız gitmeyeyim. Yurduma, orduma sen beni avsız gönderme.”

Bu yakarıştan sonra alçak yerlere göz gezdirip av aradı. Kara Dağ’ın eteğinde yedi yerde meşale gibi yanan
ışıklar gördü. Yedi yerde koyu koyu tütüp çıkan duman gördü. Kazan bu ışıkları kendi ordusunun meşale ışıkları sandı.

Atının üstünde o ışıklara doğru, dağın tepesinden aşağıya, yola koyuldu. Bu sırada, Kazan’ın askerleri
arasında olan Lala Kılbaş adındaki Kazan’ın lalası işitti ki, Kazan yalnız başına av yerinde kalmış. Bunu
öğrenir öğrenmez yerinde duramadı, Kazan’ın ardınca gitti.

Ejderha İle Karşılaşma

Bu sırada Kazan, ışıkların olduğu yere yaklaşınca tepe gibi bir cismi yatar gördü, meşe gibi kokan bir cismi eser gördü.  Yedi yer evreni bir ejderhaya rast geldi. Yedi yerde meşale gibi yanan o ejderhanın gözleriymiş. Yedi
yerde koyu koyu tütüp çıkan o ejderhanın ağzının salyasıymış. Meşe gibi kokan o ejderhanın yalıymış. Ejderhayı gören Kazan’ın yüreği doldu, taştı, güm güm attı, Kazan’ın aklı başından gitti. (s. 54)

Kazan, ejderha ile dövüşmeye niyetlendi. Tam bu sırada dönüp, arkasına baktı. Lala Kılbaş’ı arkası sıra
hazır gördü. Lalası ile konuşup, onun fikrini sordu:

“Canım Lala, bu tepe gibi yatan ejderhayı görür müsün? Bu ejderhanın üstüne varalım mı, yoksa yan taraftan
sessizce savuşup, kaçalım mı? Bu konudaki fikrin, en iyisi nedir?”

Lala düşündü ki: “Kazan dedikleri er yiğittir, mert yiğittir. Ejderhanın üstüne gitme desem, belki bana kızıp,
öfkelenir ve gazap eder.”

Lala dedi: “Beyim, karşı yatan Kara Dağ’ın göz bebeği sensin, taşkın akan suların durgunu sensin, yılkının
aygırı sensin, deve sürüsünün buğuru sensin, koyunların koçu sensin, erenlerin serdarı sensin, yiğitlerin koçağı
sensin. Ejderha dediklerinin aslı bir yılandır. O yılanın üstüne gitmelisin”dedi.

Kazan, Konur atının üstünde (s.55) ejderhanın yakınına geldi. Ejderhayı ölü gibi yatar gördü. Kazan kendi
kendine düşündü:

“Yatmış, uyurken er öldürmek mertlik olmaz. Hile ile bir kişiyi vurmak, er oğluna yakışan bir vuruşma olmaz.”

Sadağından sahar bir ok çıkardı, oku ejderhaya atıp, onu uyandırdı. Uyanan ejderha kuyruğunu savurdu, dağı sarstı, ateş püskürttü yerleri yaktı, bir nefes çekti her şeyi sömürdü. Kuru deve dikeninin yelde savrulup, yuvarlanıp gitmesi gibi, Kazan atının üstünde ejderhanın ağzına doğru sürüklenmeye başladı.

Kazan bir nara atıp, Allah’ına yalvardı: “Ey dilediğini göklere çıkaran görklü Tanrı! Ey batırdığını sessizliklere gark eden ulu Tanrı! Çok kimseler seni gökte arar, müminlerin gönlündesin, sadıkların dilindesin. Allah Tanrı!

Sana bir diyenin ağzını öpeyim; iki diyenin ağzını çarpayım, akar çaylar üstüne köprü kurayım, kalmışların elinden tutayım, fakirlerin sırtını örteyim.

Demesinler (s. 56) son çağında Kazan’ı bir yılan yuttu. Ey Perverdigar! Sen bana bir kurtuluş yolu göster.” Kötü günün olmasın, kötü günün olsa Allah’ına yalvar. Allah’ına yalvaranlar mahrum kalmaz. Kazan ki, Allah’ına yalvardı, o anda onunla ejderhanın arasında bir otağ gibi bir kaya peyda oldu. Kazan, o kayanın korunaklı, kuytu tarafına geçince atından indi, mızrağını yere sapladı, kalkanını elinde hazır tuttu.

Bir yiğit sağ oldukça bir silah can verir. O silah bir an, bir saat için bile o yiğide gerekli olur.

Ejderha ne kadar çaba sarf edip, tekrar tekrar nefes çekip Kazan’ı yutmaya çalıştıysa da, kalkan onun savrulup
ejderhanın ağzına doğru yuvarlanmasına izin vermedi. Kazan o kayanın kuytu yerinde tutundu.

Bu sırada, ejderhanın heybetinden Kazan’ın bir gözü bulandı, kan çanağına döndü. Kazan kendi gözüne
kızıp söylendi:

“Mere sen benim namert gözüm! Kara çelik kılıcın keskinliğinden korkmazdın, sahar oklar (s. 57) temreninden bulanmazdın, on altı batman kâfir gürzü başıma vuruldu pörtlemedin. Ejderha dedikleri bir yılandır, bunda ne var ki bulanırsın, kanlanırsın?

Senin gibi namert göz, benim gibi mert yiğitte neyler?” Hançerini çıkarıp, gözlerini oymaya niyetlendi ancak: “Eğer ben kendi gözümü oyarsam, Kazan ejderhayı görünce korkusundan başka bahane bulmayıp, gözlerini çıkarmış derler.” diye düşünüp vazgeçti. Hemen sadağında bulunan okları çıkardı, seksen oku önüne döküp, birbiri ardınca ejderhaya attı.

Oklanan ejderhada daha sömürecek hal kalmadı, can çekişmeye başladı. Kazan, kara çelik sağlam kılıcını eline alıp, kılıcıyla ejderhanın üstüne yürüdü ve yedi başını da boynundan kılıçla kesip, yere düşürdü. Ejderhanın ağusu yere dökülünce, yeryüzüne alevler saçılıp, her yeri ateş sardı.

Kazan, ejderhaya hançerini sapladı, kılıcını sapladı (s. 58), bıçağını sapladı ve ejderhanın üstüne bağdaş kurup
oturdu.

Lala Kılbaş yerlere saçılan alevleri görünce sandı ki ejderha Kazan’ı yuttu. “Ak ekmeğini çok yediğim beyim! Ah beyim!” diyerek, elinde kılıçla ejderhanın yakınına geldi. Yakına gelince ne görsün; ejderhanın yedi başını
kara yerde yatar gördü, Kazan’ı ejderhanın sırtında bağdaş kurmuş oturur gördü.

Lala dedi: “Barekallah ağam Kazan! Erliğine, yiğitliğine aferin Kazan!” dedi.

Kazan dedi: “Canım Lala! Ejderhayı ben öldürmedim. Senin bana verdiğin cesaret ve güç öldürdü. Hemen
en iyi ustaları bul getir, bu ejderhanın derisini yüzdür.” dedi.

Lala en iyi ustaları getirtip ejderhanın derisini yüzdürdü. Kazan, ejderhanın derisinden, korkusuz bedenine
giysi diktirdi; akça tozlu katı yayına kiriş gerdirdi; üç yelekli sahar oklarına sadak diktirdi; kara çelik sağlam
kılıcına kın yaptırdı; (s. 59) altı dilimli kubbe şeklinde gürzüne kılıf diktirdi; ala budak sürcidasına sap yaptırdı;
kurt tokalı Konur atının eyerine örtü diktirdi; gölgeliğinin yelkenlerini ejderha derisinden yaptırdı.

Ejderhanın yedi başını hiç israf etmeden yüzdürüp, ejderhanın iki kafa derisini Kazan kendi başına giydi. Atının örtüsü ile kendisi de ejderha donuna girdikten sonra Padişah Bayındır’ı görmek için yola çıktı.

Bayındır Padişah’a haber geldi ki, “Kazan ejderha olup, gelir.” Oğuz ile Türk temiz ve saf bir inanca sahiptir ki, “İnsan nasıl ejderha olur?” demezler. Sağda, solda herkes konuşmaya başlayıp: “Kazan insan iken biz onun
emrinden çıkmazdık. O şimdi ejderha olmuştur, bizim hepimizi yutar. Bir tepeye çıkalım, yoldan geçerken onu ok
yağmuruna tutalım.”

Bayındır Padişah söylenenleri dinledi ve söze başladı: “Benim vekilim Kazan er yiğittir, iyi yiğittir. Belki ejderhaya rast geldi ve ola ki onu öldürdü. Ola ki ejderhanın donuna girdi. Ola ki Kazan ejderha olmuştur, ne kavim ne kardeş tanır.” (s. 60)

Kara Budak dedi; “Padişahım, bana izin verin, gidip Kazan’ın karşısına durayım. Eğer ejderha olduysa,
evvela beni yutsun.”

Kara Budak at oynattı, Kazan’ın karşısına gitti. Sesi duyulacak yerde durdu. Sadağından sahar bir ok çıkartıp, yayına taktı ve amcasına: “Senin ejderha olduğunu söylüyorlar. Olmadıysan benimle gümbür gümbür söyleş. Söyleşmezsen sahar okun temreniyle öldürürüm Kazan seni. Kara çelik kılıcımın keskin tarafıyla doğrarım Kazan seni. Eğer ejderha öldürdüysen, gazan mübarek olsun. Avından bir parça delili bana ver.” dedi.

Kazan atından indi. Kılıcını Kara Budak’ın beline bağladı. Kara Budak ki kılıcına pehlivan, orda durdu durmadı, hemen Bayındır Padişaha varıp:

“Kazan ejderha öldürmüştür.” diye haber verdi.

İç Oğuz’u Dış Oğuz’u çağırıp, Kazan’ı karşıladılar. (s. 61) Kazan meydana varınca atından indi, yetmiş adım yürüdü, Bayındır Padişah’ın ayağına kapandı. Ejderha derisinden yapılmış gölgeliği dikti. Bayındır Padişah gölgeliğin altında bağdaş kurup oturdu. Yedi gün, yedi gece burada Padişah’ı konuk etti.

Dedem Korkut der: “Kazan gibi koçak yiğit bu dünyadan geldi, geçti.”


Metin Ekici tarafından derlenen eser Ötüken Neşriyat tarafından dağıtılmaya başlanmıştır. Aşağıdaki bağlantıdan satın alınabilir.

SATIN AL

KAYNAKLAR

http://www.millifolklor.com
Abdulla, Kemal. Eksik El Yazması (Yarımçak El
Yazması). Aktaran: Ali Duymaz; İstanbul:
Ötüken Yayınları, 2006.
Duymaz, Ali. Bir Destan Kahramanı: Salur Kazan. İstanbul: Ötüken Yayınları, 1997.
Ercilasun, Ahmet Bican. “Salur Kazan Kimdir?”
Milli Folklor,56 (2002): ss. 22-33.
Gökyay, Orhan Şaik. Dedem Korkudun Kitabı:
Kitab-ı Dedem Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i
Oğuzan. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2006.
Özçelik, Sadettin. Dede Korkut –Dresden Nüshası- Giriş, Notlar. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2016.
Pehlivan, Gürol. Dede Korkut Kitabı’nda Yapı,
İdeoloji ve Yaratım- Dresden ve Vatikan
Nüshalarının Mukayeseli Bir İncelemesi. İstanbul: Ötüken Yayınları, 2015.
Togan, Zeki Velidi. “Salur Kazan ve Bayındırlar.” Dedem Korkudun Kitabı: Kitab-ı Dedem Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2006: ss. 793-800.
Türkistan Yazması. “Dede Korkut Soylamaları
ve Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi.”

Bildiri

Ne düşünüyorsun?

Gençliğinize Tavsiyeniz Ne Olurdu ?

Servet i Fünun Romanları